Cilt ve deri lekeleri neden olur? Hangi hastalıkların habercisidir?

Cildimizin açık ya da koyu görünmesine neden olan en önemli şey, derimizdeki ‘melanin‘ adı verilen boyadır. Deriye rengini veren melaninle ilgili bozukluklar oldukça sık görülür. Deri hastalıklarının da tanısı güç ve karmaşık hastalıklarını oluştururlar. Melanin, yalnızca ciltte değil, cilt ekleri olan saçlarda, tırnaklarda ve iç organları örten mukoza dediğimiz örtüde de bulunur. Melanin boyasıyla ilgili bozukluklar bu boyanın artması, azalması ya da yerleşim yerindeki sapmalarla ilgili olabilir. Bozukluklara boya üreten hücrelerin sayısındaki değişmeler, üretim hataları, üretilen boyanın yerleşeceği yere taşınmasındaki sorunlar ya da deriden bu boyanın kayıp hızındaki değişmeler yol açabilir.

Cilt ve Deri Lekeleri Neden Oluşur?

Melanin boyası, derinin en üst tabakasında ‘melanosit’ denen hücrelerde üretilir. Hücrede üretilip paketlendikten sonra çevresindeki ‘keratinosit’ denen boynuzsu hücrelere taşınırlar. Bu taşınmayı, bu hücrelerin kahverengine boyanması gibi düşünebiliriz. Taşınan boya azsa açık, çoksa koyu bir renk oluşacaktır. Bu boya katının en önemli amaçlarından biri, bulundukları hücreleri güneşin zararlı etkilerinden korumaktır. Bu yüzden de güneşi çok gören yerlerde daha çok boya oluşup buralar daha koyu görünecektir. Yüzler ve el sırtları genellikle böyledir. Oysa daha az güneş gören el içi ve ayak tabanımda boya miktarı azdır ve deri rengi buralarda açıktır.

Ama tek faktör güneş değildir: Cinsel organlar, meme çevresi ve göz kapakları koyu renkli bölgelerdir. Melanin boyasının üretimi, deriyle sınırlı değildir. Beynimiz (hipofiz) ve bazı hormonlar (böbreküstü bezlerinden üretilen hormonlar) da bu üretimi denetlerler.

Şimdi, sık görülen melanin boyasıyla ilgili hastalıklardan kısaca söz edelim: En sık karşılaşılanlar, melanin boyasının artımıyla ilgili olanlardır. Bu grupta o kadar çok hastalık vardır ki, yalnızca adlarını saymak bile epey vakit alabilir. Ben göreli olarak daha sık olanlarından örnekler vereceğim:

Çiller

Bu grupta yer alan bozuklukların başında yaygın ve çok bilinen, bizim ‘efelis‘ dediğimiz çiller vardır. Sizlerin de bildiği gibi, genellikle çapları yarım santimetrenin altında, daha çok güneş gören yerlerde oluşan, çocukluk çağında belirip yetişkinlikte kaybolmaya yüz tutan kahverengi lekelerdir. Kozmetik yakınmalar dışında hiç bir zararı yoktur.

Çillerin oluşumunda kalıtımın payı yüksektir. Kızıl, sarı saçlı, mavi gözlülerde daha sıktır. Özellikle de, kızıl saçlı çillilerin çocuklarının da çilli olması kaçınılmaz gibidir. Çilli kişilerde, ‘melanositik’ tipte ben (nevüs) daha sık görülmektedir.

Beklendiği gibi, güneş ışığıyla karşılaşmak, çilleri daha belirgin ve daha koyu yapar. Güneş yanığından sorumlu olan kısa dalga boylu güneş ışınları çilleri belirgin hale getirir. Ama asıl uzun dalga boylu ultraviyole (morötesi) ışınlarının boyaya dönüşümü hızlandırması, korunmayı zorlaştırır: Bunlardan pencere camıyla ya da para aminobenzoik asit ve bunun esterleri gibi kısa dalga boyuna etkili güneş koruyucularla korunmak mümkün değildir. Evlerde aydınlatma için kullanılan floresan lambalar da -ultraviyole ışını yaydıklarından- çilleri koyulaştırırlar. İç organları örten mukoza dediğimiz örtüde ve güneş ışınlarıyla karşılaşmayan alanlarda çil oluşmaz.,

Yaşlılık ve Güneş Lekeleri

Şimdi de, bizim ‘lentigo senilis’ ya da ‘solar lentigo’ dediğimiz yaşlılık lekeleri ya da güneş lekelerinden söz edelim: Bunlar da çiller gibi, güneş gören alanlarda ortaya çıkarlar. Ama çillerin çocuklukta görülüp erişkinlikte kaybolmasına karşın, güneş lekeleri, 40’lı-50’li yaşlarda ortaya çıkmaya başlar ve giderek artar. Öyle ki, beyaz ırkta 70 yaşın üstündekilerin %90’ında bulunur. Bu yüzden ‘yaşlılık lekeleri’ olarak adlandırılmıştır. Kabarıklığı olmayan, düzensiz kenarlı, tekdüze, kahverengi renk değişiklikleridir. Büyüklükleri birkaç milimetre olabileceği gibi, bazen birkaç santimetreyi geçebilir. Kansere dönüşümleri söz konusu değildir. Ama, en çok el sırtında yer alıp adeta yaşınızı ele verirler.

Basit Lekeler

Güneşle ilgili lekelerden sonra, güneşle ilgisiz bir lekeden bahsedelim : Bizim ‘lentigo simpleks’ olarak adlandırdığımız, ‘basit lekeler’ diyebileceğimiz lekeler. Çocuklukta ortaya çıkması daha sıksa da her yaşta görülebilirler. Az önce söylediğimiz gibi, güneş görmeyle ilgileri yoktur; bu yüzden yerleşimleri güneşten bağımsızdır. Hiç bir kabarıklığı olmayan, kahverenginden siyaha kadar değişebilen, genellikle bir kaç santimetre çapındaki renk değişimleridir. Kavşak benleri diyebileceğimiz, ‘junksiyonel nevüsler’ den ayırtedilmeleri zordur.

Kahve Tondaki Lekeler

Lekeler serimize “sütlü kahve”, Fransızca deyişle ‘cafe au lait’ ile devam edelim : Bunlar doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilirler. Genellikle çillerden daha büyük ve daha değişik şekillerde, düzenli kenarlı, kabarıklık göstermeyen, sütlü kahve renginde renk değişikleridir. Oldukça sık sayılabilir. Normal bireylerin her 10 kişisinden birinde bunlardan 1-3 tane bulunur. Bu lekeleri önemli kılan, ‘nörofibromatozis’ dediğimiz bir hastalıkta çok daha sık görülmeleridir. Nörofibromatozis’li hastaların %90’ında bu lekeler bulunur. Üstelik, genişleme eğilimindedirler. Öyle ki, 1.5 cm’yi aşan altıdan fazla bu lekeden varsa rahatlıkla, ‘nörofibromatozis’ tanısı konabilir.

Kıllı Benler

Grubun başka bir bozukluğu ‘Becker’ adındaki bir araştırıcı tarafından tarif edilmiş ve onun adını almıştır : ‘Becker Melanozisi’. İsterseniz ona ‘kıllı ben’ diyelim. Erkeklerde çok daha sık görülür ama kadınlarda da görülebilir. Yirmili yaşlarda ortaya çıkar. Çok sayıda ve kural değilse de, genellikle
tek tarafta (ya sağ, ya solda) görüllür. Omuz ve göğüste renk koyulaşması şeklinde başlar; ardından koyulaşan bölgede tüylenme ortaya çıkar. Güneş yanığı lekelerine benzer. Düz kas hemartomu denen bir hastalıkla ilişkisi olduğu anlaşılmıştır.

İyi Huylu Tümörler

Biraz da melanin boyası üreten hücrelerin iyi huylu tümörlerinden söz edelim :

Mongol lekeleri, bel-kuyruk sokumu bölgesindeki, mavi-gri veya kahverengi, birkaç milimetreden bir kaç santimetreye kadar değişebilen büyüklükte renk değişimleridir. Sırtın orta ya da üstünde yerleştiği sapmalar da vardır. Tek ya da çok sayıda olabilir. Keskin kenarlı, yuvarlak veya oval, kabarıklığı olmayan yamalardır. Doğumla birlikte görülür ve genellikle 3-4 yılda kendiliğinden kaybolurlar. Sarı ve siyah ırkta daha fazladır ama beyaz ırkta da görülebilir.

Mongol lekesinin özel bir sapması vardır ve ‘Ota beni’ olarak adlandırılır : Japonlarda sıktır. Doğumda olması şart değildir. Genellikle ergenlikte, bazen de hayatın ilk yıllarında ortaya çıkar. Giderek genişler ve koyulaşır. Mongol lekelerinin tersine genellikle kaybolmayıp yetişkinlikte de varlığını sürdürür. Kadınlarda daha sıktır. Genellikle yüzde ve % 90 ihtimalle tek tarafta -gözakı ve elmacık kemiği üstünde-, mavi-kahverenkli bir renk değişimi şeklindedir. Göz çevresi, alın, burun ve yanağa taşabilir. Gözün akı dışındaki yerlerini de (konjonktiva, retina, kornea…) tutabilir. (Böylesi tutulumlarda sklera mavi iken konjonktiva kahverengidir.) Ağız ve burun deliklerinin tutulumu da mümkündür. Kansere dönüşümü son derece nadirdir.

Ota beninin yerleşim yeri yönünden farklılık gösteren kardeşi, İto beni’dir. İto beni, yerleşim yeri dışında tümüyle Ota beniyle aynı özellikleri gösterir. Omuz, köprücük kemiği üstü, boyun yanları ve kol sütkısmında yerleşir. Mavi nevüs, melanin boyası üreten hücrelerin, olmadık bir yerde kümelenmeleriyle ortaya çıkan mavi veya mavi-siyah iyi huylu tümörlerdir. Sık görülürler. Genellikle hiç bir yakınmaya neden olmazlar. Kadınlarda erkeklere göre 2.5 kat daha sık görülür.

Melanin boyası üreten melanosit dediğimiz hücrelerin iyi huylu tümörleri arasında ‘melanositik nevüsler’ olarak adlandınlan ‘boya hücresi benleri’ özel bir yer tutar. Bu ana başlık altında pek çok farklı ben bulunmaktadır. Bu gruptaki benleri gelişim hatası olarak nitelendirmek mümkündür. Aileseldir; aynı aile bireylerinde görülme olasılığı yüksektir. Ergenlik, gebelik ve ACTH denilen hormonun artışı, bu benlerin ortaya çıkışını kolaylaştırabilmektedir. Yeni doğanda pek görülmezler. Çocukluktan ergenliğe doğru artış gösterir. Ergenlikten orta yaşa kadar artmaz; bir plato sergilerler. Yaşlılıkta sıklığı çok düşer; doksanından sonra ortaya çıkışı hemen hemen hiç görülmezler.

loading...
İlgili Haberler

Veri politikasındaki amaçlarla mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Tamam